Açık Kaynak Lisansları (GPL, BSD ve diğerleri)

Bugün uzun zamandır harddiskimde uyuşuk uyuşuk bekleyen kaynak kodunu herkesin kullanımına açmak istedim. Bu sebeple googlecode’a girdi yapıyordum ki, hangi lisansı seçmem gerektiği soruldu. Yıllardır bu hobiyi sürdürüyorum ve yoluma çıkan ve beni uyuz eden çok lisansla karşılaştım. Bunlardan biri LGPL’dir. Neyse, listede 7-8 tane lisans vardı ve yarısını bilmediğimi farkettim ve başladım araştırmaya. Bulduklarımı da unutmadan yazayım dedim. Ayrıca Gürer Özen ile de kısa bir sohbet ettik bu konuda, o da güzel özetler geçti.

Madem konu açıldı LGPL‘den başlayayım. Bu lisans altındaki kodu kullanırsanız, kaynak kodunuzu kapatabilirsiniz. Ama LGPL olan koda bir değişiklik yaparsanız o kısmı açmanız gerekiyor.

GPL‘olan kodlar ise “bulaşıcı” diye tabir edilen lisans. Eğer GPL altındaki bir kodu kullanırsanız, tüm kodu açmak gerekiyor. Bu sebepten GPL altındaki kodu kullananlar kendi kod parçalarını kapatabilmek için iki ayrı program yazıp shell ile birbirine bağlıyorlar. Böylece bir program GPL iken diğeri kapalı kod olabiliyor. GPL’in bir programın büyüyüp olgunlaşması için ideal olduğunu düşünüyorum.

BSD ve MIT lisansları daha özgürlükçü lisanslar. Temel olarak kodu alabilir kullanabilir, modifiye edebilirsiniz ve kaynak kodunuzun hiçbir kısmını açmak zorunda değilsiniz. BSD’nin MIT’ten farkı, BSD’de bir “reklam” maddesi olması. Bu maddeye göre kaynak kodunu kullanan birisi, programın ya da reklam bloşür/yayınlarının bir köşesine “Bu ürün California üniversitesi tarafından üretilen kod parçaları kullanır.” gibi bir not düşmesi gerekiyor. Nedense bu madde (web üzerinde okuduğum makalelere göre) pek de hoş karşılanmıyor. Bu yargının kaynağında ise http://www.fsf.org/licensing/essays/bsd.html adresindeki Richard Stallman’ın makalesi yatıyor. Stallman BSD’deki bu cümlenin (3.madde) bir karmaşa yarattığını düşünüyor. Eğer her kaynak sahibi o cümleyi kendi adını koyup değiştirirse, ve siz 5-10 adet farklı programcının kodunu kullanırsanız her programın başında uzun bir liste olacaktır diyor. Biz sinemacılar olarak film afişlerinin altında bir paragraf copyright mesajı kullanmaya alışık olduğumuz için ben bunda bir sakınca görmüyorum. Yani örnek olarak buyrun:
“Bu ürün California üniversitesi, Hede üniversitesi, Ahmet Mehmet, Veli Zeki, Ayşe Kemal, Bryan, Jack, Sawyer, Letitia, IBM A.Ş., Robocop, Serve the public thrust, protect the innocent ltd.şti. tarafından üretilen kod parçaları kullanır.”
Buyrun 13 farklı üreticinin kodu topu topu 3 satır tutar. Üstelik font büyüklüğü ya da okunaklılık konusunda bir zorlama da yok. Dilerseniz istediğiniz yere sığdırabilirsiniz. Hehe tabiiki büyük bir ürünün reklam broşürünün dibinde böyle bir mesaj marketing açısından pek hoş olmasa bile, “ne kadar ekmek, o kadar köfte” demişler 🙂 Neyse, eğer böyle bir mesajı tercih etmezseniz MIT (X11) lisansı kullanarak bu cümleden kurtulabilirsiniz.

Lisansları karşılaştırmak için:
http://developer.kde.org/documentation/licensing/licenses_summary.html

Sevdiğim amiga oyunları: Bölüm 1

Sürekli ve sürekli olarak retro severler soruyorlar, amiga ama hangi oyun? Evet artık oynamıyoruz ama çocukluğumuzda deli gibi oynadığımız için aklımızdan çıkmayan oyunlar vardır. O stressiz günleri hatırlamak bile bir rahatlama kaynağı olduğu için bir bir anlatmaya karar verdim bu oyunları. Hatta bu yazılar için özel bir kategori açtım, sağdaki listeden “Retro Oyun Makaleleri” isimli başlığa tıklarsanız tüm listeyi görebileceksiniz. Eğer önerileriniz varsa ya da siz de sevdiğiniz bir oyun hakkında makale yazdınız ise linkinizi yorum olarak eklemeyi unutmayın.

Bir sırayı takip etmekten ziyade, rastgele bir oyundan başlayacağım. Buyrun bakalım:

Stunt Car Racer

Oyun elimize geçtiğinde bir yazdı. Sanırım üniversiteye başladığımız ilk yazdı, ya da yeni başlayacaktık. Yani yıl 1992 ya da 1993’tü. Ailem yine almanyada olduğu için, Olcay, Barış, Alp ve ben bizim evde kamp kurmuştuk. O yazın büyük bölümü stunt car racer’da ustalaşarak geçirdik.

Stunt Car, yüksek bir platformun tepesinde, bariyerler olmadan yarışma üzerine kurulu bir oyun. Farklı pistlerde atlamalar ve virajları (çok çalışarak) geçerek turları tamamlamak gerekiyor. Oyun her durumda iki kişi ile oynanıyor. İkinci kişiyi bilgisayar da yönetebiliyor, dilerseniz null kablo üzerinden bağlantı kurup ikinci oyuncu olarak arkadaşınızı direksiyona oturtabiliyorsunuz.

Oyun amigada az rastlanır şekilde *hızlı* vektör grafikler içeriyordu. O zamana kadar (Robocop 3 ve Epic henüz elimize geçmemişti) doğru düzgün bir vektör-3D oyun görmemiştik. Fakat stunt car’ın tarafımızdan keşfi öyle aniden olmadı. Önce ben tek başıma arada oynuyordum. Sonraki günler kickoff oynamaya ara vermeye başlamıştık ki, ben stunt car’ı null network’den oynamayı önerdim. Olcay’ın a600’ü ile benim 500’ü bağlayınca oyunda deli gibi bir kapışma ortamı bulduk.

Stunt car racer, iki kişi oynanınca parlayan oyunlardan. Arabanızı engelleri aşacak şekilde kontrol etmeye çalışırken (bu arada arabanıza hasar verecek sert düşüşlerden de kaçınmalısınız) arkadaşınızın da sizi aşağıya itmemesi için çaba göstermeniz gerekiyor.

Sonuç olarak, amiganın en iyi yarış oyunlarından biri. Ayrıca bu oyun ZX Spectrum’a ünlü coder Pete Cooke tarafından büyük bir ustalıkla aktarıldığını da ekleyerek bitirelim bu girdiyi.

Son olarak yararlı linkler:
http://en.wikipedia.org/wiki/Stunt_Car_Racer
http://www.classicamiga.com/content/view/3212/96/

Adf aktarım sorununa kökten çözüm

commodore.gen.tr’deki hamarat arkadaşımız Tolga, neredeyde bir ay içerisinde, tek başına floppy emülatörü yaptı. Artık SD’kartlara yüklediğimiz disk imajlarını amigamızın external floppy girişinden bağladığımız bir aygıt sayesinde okuyabiliyoruz.

Böylece internetten arakladığımız tüm korsan adf dosyalarını doğrudan amigada çalıştırabileceğiz (eh, tam “doğrudan” sayılmaz, şimdilik .adf ara bir formata dönüştürülüyor ama bu işlem bir saniye bile almıyor).

Buyrun, Tolga’nın henüz fiyakalı bir isim vermediği projenin çalışan prototip videosu:

Yeni laptop, yeni blog

Bir sürü, küçük küçük, önemsiz ama önemli şeyler oluyor sürekli. Bunları bir bir kaybettiğimi farkettim. Bir bir unutuyorum, ya da önemsizleşiyorlar. Halbuki ilk başıma geldiğinde ne kadar heyecanlı oluyorum bu olaylar karşısında. İşte bu blog, unutmalarıma karşı gösterdiğim bir tepki. Her türlü ıvır zıvır’ı buraya yığacağım, öncelikle kendim için, ayrıca paylaşmayı sevdiğim için.

Hemen ilk girdimi yapayım o zaman:

Halk çocuğu MSI, burjuva Dell'e karşı…

Eve giren ikinci laptop MSI V330X-TR11. 13 inç ekran, 2ghz amd işlemci, 1.5GB ram, 80gb HDD ve wireless özellikleriyle ofis ihtiyaçları için tasarlanmış, hafif (2kg) bir diz üstü bilgisayar. Bunu daha çok Dilek kullanacak, şimdiden işlerini organize edebildiği için mutlu oldu. Bu laptop şimdiden fanatik kitlesini oluşturmuş durumda çünkü taksitli fiyatı 650ytl yani yaklaşık 320€. Makine elime geçer geçmez hemen windowsXP kurdum ve tüm aygıtları sorunsuzca tanıtabildim (yanında gelen cd ile). Service Pack 3’e upgrade ettiğimde zaten birçok aygıtın WHQL’e girdiğini de gördüm. Ayrıca kutudan powerDVD süitinin lisanslı sürümü de çıktı. V330x, kutusunu açtığım andan itibaren bana hiç sorun çıkarmayarak beni bayağı şaşırttı. Tavsiye ediyorum.

Before I forget: Vintage thoughts